Hipodromdan Sultanahmet Meydanına
Yüzyıllar boyunca İstanbul’un en önemli mekanı olma özelliğini sürdüren Sultanahmet Meydanı, Doğu Roma ve Osmanlı İmparatorlukları döneminde de şehrin merkezi konumundaydı. Bugün yerli ve yabancı turistlerin büyük bir merakla keşfetmeye çıktıkları bu meydan, bir zamanlar at yarışlarının, eğlencelerin, geçit törenlerinin, isyanların, katliamların, toplu idamların ve mitinglerin gerçekleştiği inişli çıkışlı bir tarihe sahip, hikayesi olan bir mekandı. Gelin bugün hâlâ yazılmakta olan bu hikayenin geçmişine hep birlikte göz atalım.

İçindekiler
Doğu Roma’nın Eğlence Merkezi
Doğu Roma zamanında İstanbul’un bugünkü Sultanahmet bölgesinde, atlı araba yarışları yapılması amacıyla inşa edilen Hipodrom, geçit törenlerinin, idamların, birçok siyasi hadisenin ve isyanların merkez noktasıydı.
3.yüzyılın başlarında İmparator Septimius Severus tarafından inşa edilen hipodrom, Büyük Konstantin zamanında daha da genişletilerek halkın bir numaralı eğlence merkezi haline geldi. Öyle ki “Roma’da Tanrı Ayasofya’ya, imparator saraya, halk da hipodroma sahiptir.” sözü dile pelesenk oldu.

Yaklaşık 400 metre uzunluğunda ve 150 metre genişliğinde olan Hipodromda, yarışları yaklaşık 40-50 binden fazla seyirci izliyordu. “U” şeklindeki yapının ortasında “Spina” adı verilen uzun bir düz çizgi şeklinde bir bariyer mevcuttu. Hipodromda yapılan yarışlar, dikilitaşların ve heykellerin olduğu “Spina” çizgisinin etrafında dolanarak gerçekleştiriliyordu.

Maalesef Spina üzerindeki birçok eser İstanbul’u yağmalayan Haçlılar tarafından el konularak Avrupa’ya götürüldü. Bunlardan en önemlisi Hipodromun “Carceres” ismi verilen görkemli kapısı üzerine yerleştirilen, bugün Venedik’teki Aziz Mark Katedralinde sergilenen bronz at arabası heykelidir. Bu heykelin dışında Herkül heykeli, kartal heykeli ve daha nice eser yağmadan nasibini aldı. Mısır’dan getirilen Dikilitaş, Örme Sütun ve Yılanlı Sütun ise yağmadan günümüze kalabilen ender anıtlardır.

Burada yapılan yarışları devlet ricali de büyük bir heyecanla takip ederdi. İmparator ve ailesi kendilerine ayrılan ve saraya özel bir geçide sahip “Kathisma” adı verilen bir locadan izlerdi. Seyirciler arasında zengin ve soylu olanlar mermer oturaklara otururken, ekonomik olarak altta kalan insanlar tahtadan yapılma oturaklara oturur, eğer isterlerse seyyar satıcılardan yastık temin edebilirlerdi.

Hipodrom’da Avrupa’da olduğu gibi gladyatörlerin insanların zevki için birbirini öldürdüğü dehşet saçan bir yer değildi. Önemli festivaller burada gerçekleştiriliyordu. Bunların en önemlisi de hiç şüphesiz İstanbul’un kuruluş günü kabul edilen 11 Mayıs’ta gerçekleştirilen kutlamalardı. Devletin gücünü göstermek adına mağlup ettikleri halklardan elde edilen ganimetler hipodromun etrafına asılırdı. Ayrıca haraç vermekle yükümlü halkların temsilcileri ödemelerini hipodromda verir, böylelikle İmparator devletinin gücünü halkına gösterme fırsatı bulurdu.
Hipodromun Yıldızları
Hipodromda mücadele eden takımlar halktan büyük destek görüyordu. Mavi, Yeşil, Beyaz ve Kırmızı gibi renk isimleri alan bu takımlar arasında en öne çıkan Mavi ve Yeşil takımdı. Aynı zamanda bu iki takım belirli bir sosyal tabaka tarafından da desteklerindi. Maviler soylular ve muhafazakarlar tarafından desteklenirken, Yeşiller ise daha çok işçilerden ve yoksullardan destek görüyordu.
Bir yarış 7 turdan oluşuyor ve bir gün içerisinde 25 yarışın yapıldığı dahi oluyordu. Yarışmacılar 20 yaş altı, 20’li yaşların başı ve 25 yaş üstü olarak deneyime göre farklı kategorilere ayrılıyordu. Yarışlarda başarılı olan sporcular halk tarafından saygıyla anılıyor hatta heykelleri bile yapılıyordu. Yarış aralarında da tıpkı şimdilerde olduğu gibi halkı eğlendirmeye gayret eden hayvan terbiyecileri, akrobatlar ve dansçılar gösterilerde kabiliyetlerini konuşturuyorlardı. Yapılacak yarışları daha heyecanlı hale getirmek isteyen halk da bahis oynayarak şanslarının rast gitmesini umuyorlardı.

Taraftarlar yalnızca sporla ilgilenmiyor, şehrin kuşatma altında olduğu dönemlerde surların savunmasına katkıda bulunuyorlardı. Siyasetle iç içe olan bu gruplar politik itirazlarını ve protestolarını gerçekleştirmek için de Hipodromu kullanıyorlardı. Bunların en önemlisi de hiç şüphesiz Nika İsyanıydı.
Büyük Kıyım: Nika İsyanı
Hipodromun sadece bir spor arenası olmadığı, toplumsal, siyasi ve ekonomik birçok noktada halkın yönetime tepki gösterebildiği bir mekan olduğunu tarihteki birçok vakadan bilebiliyoruz. Bu olayların en ünlüsü ve en çok tahribat yaratanı hiç şüphesiz Nika isyanıdır.
Takımlarına yürekten bağlı olan taraftarlar tıpkı bugün olduğu gibi takımlarını temsil eden kılık kıyafetleriyle takımlarını destekler, tezahüratlar yaparlar ve kavga etmekten çekinmezlerdi. Hatta bu kavgalar sokaklara kadar yayılır ve şehrin güvenliğini sarsardı.
Mavi ve Yeşiller arasında 532 yılının Ocak ayında çatışmalar çıktı, birçok kişi tutuklandı, bazıları da idam edildi. İmparatorun zulmünden korkan iki taraftarın kiliseye sığınmalarının ardından, her iki takım da bu kişilerin affedilmesini istedi. Ancak bu isteğin geri çevrilmesinin ardından müthiş bir isyan patlak verdi. İki takım da “Nika” yani “Zafer” diye bağırmaya başladılar. Bazı devlet adamları görevden alınsa da halk sakinleşmedi. Hipodrom, ikinci Ayasofya ve şehrin birçok noktası, isyancıların çıkardığı yangınlardan nasibini aldı.

İmparator Justinianus, isyancıların yeni bir imparator istemesinin ardından kaçmayı düşündü ancak eşi imparatoriçe Theodora “İmparatorluğun rengi olan mor, kefen için güzel bir renktir.” sözünün arkasındayım” diyerek eşini cesaretlendirdi. Bunun üzerine askeri birlikler isyancıları hipodromda sıkıştırarak binlerce insanı kılıçtan geçirerek isyanı sona erdirdi.

Tarihten Silinen Bir Eser: Hipodroma Elveda
Justinianus iktidarını sağlamlaştırdıktan sonra Hipodromdaki yarışlar da kaldığı yerden devam etti. 7. yüzyıldan sonra yarışların sayısında bir düşüş olsa da Hipodrom önemini korudu. Ancak İstanbul’u yağmalayan Haçlılar, Hipodromun ihtişamını yerle bir ettiler. Birçok eser yağmalandı ve Hipodromun hazır taşları, birçok antik eserle aynı kaderi paylaşarak, ilerleyen yıllarda başka eserlerin imarında kullanılmak adına söküldü. Böylece bir zamanlar şehrin en önemli eğlence arenası tarihe karıştı.

Hipodromdan At Meydanına
İstanbul’un fethinden sonra Hipodrom’un olduğu alan “At Meydanı” ismini aldı. Türkler burada at yarışı yaparak ve cirit oynayarak değerlendiriyorlardı. Bu tarihi mekan Türklerin hakimiyeti altında birçok tarihi olaya da şahitlik etti. Padişah kızlarının evlilik kutlamaları, oğullarının sünnet düğünü ve bayram şenlikleri olduğu vakit bu meydan maharetli hokkabazlarla, soytarılarla, ateş oyunlarıyla, esnaf alaylarıyla ve çeşitli yarışmalarla adeta panayıra dönerdi. Bunlardan en ünlüsü de hiç şüphesiz 52 gün süren 3.Mehmet’in dillere destan sünnet düğünüydü.

Hipodrom tıpkı Roma döneminde olduğu gibi sarayın burada bulunmasından dolayı isyanların da merkezi oldu. Bu meydan genelde Yeniçerilerin toplanıp isyan başlattıkları yerdi. Türk tarihinde ender görülen Sultan 2.Osman’ın katline sebep olan isyan bu meydanda başladı. Burada yükselen isyan sesleri bununla da sınırlı kalmadı. Padişahları tahtından eden Edirne Vakası, Kabakçı Mustafa Paşa isyanı ve Lale Devrini sona erdiren Patrona Halil isyanında seslerin yükseldiği yer hep bu meydan oldu. Bazen de bu meydan isyancılara gözdağı vermek için iktidarın suçluları toplu infaz ettiği bir nokta olarak adından söz ettirdi.

Türkler bu meydana birçok yeni eser de kazandırdı. Bunlardan en önemlisi hiç şüphesiz sarayın ve hipodromun bir kısmı üzerine inşa edilen Sultan Ahmet Camisi, İstanbul’daki tek özel saray özelliğine sahip İbrahim Paşa Sarayı, Defteri-i Hakani Nezareti, Mekteb-i Sanayi ve Alman Çeşmesi bunlardan bazılarıdır.

Hipodrom tarih boyunca hep bir meydan görünümünde olsa da 18. yüzyılda önemini kısmen kaybetti ancak 19. yüzyılda yapılan çalışmalarla tekrardan şenlendi. Hatta kısa bir süreliğine yeniçeri ocağı kaldırıldıktan sonra kurulan Asakir-i Mansure-i Muhammediye birliklerinin talim alanı bile oldu.

Batılı anlamda İstanbul’un ilk parkı olarak değişim gösteren At Meydanı, yeşillendirilerek “Bağçe-i umûmî” ya da “Millet Bağçesi” olarak adlandırıldı. Carbognano ve Fossatiler farklı zamanlarda burada çalışmalar yürüttüler ve Yılanlı sütunun başı bulunup, dikili taşların civarı kazılarak etrafı çitlerle çevrildi. İlerleyen yıllarda da civardaki eserler onarıldı ve Alman çeşmesi de bu dönemde inşa edildi. Sultanahmet meydanı olarak da anılan bu meydanda 1863 yılına gelindiğinde Osmanlı Devleti’ndeki ilk sergi burada Sultan Abdülaziz döneminde açıldı.

Sultanahmet meydanı işgal yıllarında da önemli mitinglere sahne olmuştu. 15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgal edilmesi nedeniyle Türk Ocağı ve Karakol Cemiyeti önderliğinde düzenlenen dört miting de burada gerçekleşti. Mitinglerin her birine yaklaşık 150 bin kişi katıldı. Bu mitinglerde edebiyat dünyamızın ve toplumun önde gelen kişileri son derece etkili konuşmalar gerçekleştirdi.

Cumhuriyet döneminde de bazı değişiklikler ve düzenlemeler geçiren meydan önemini her geçen gün daha da arttırdı. Bugün İstanbul’a gelen yerli ve yabancı tüm turistlerin ilk uğrak noktası haline gelen bu meydan, İstanbul’un en önemli turizm bölgesidir.
Hipodrom Gezi Yazımız İçin Tıklayın






