Mostar Gezi Rehberi (Haritalı 11 Özel Mekan)
Bosna Hersek’te gezilecek en güzel şehirlerden biri hiç şüphesiz Mostar şehri.Muhteşem güzellikteki Neretva Nehri etrafına kurulan bu şehir Kanuni Sultan Süleyman döneminde inşaa edilen muhteşem Mostar Köprüsü ile ün kazanmaya başlıyor. Bugün ise UNESCO dünya mirasi korumasında bulunuyor.
Dünyanın her yerinden yüzbinlerce ziyaretçiyi ağırlayan bu şehirde en güzel gezi yerlerini sizler için derledik.
İçindekiler
Mostar Gezi Haritası

1. Bir Şehre İsim Vermek: Mostar Köprüsü
Mostar şehrini gezerken ilk durağımız hiç şüphesiz şehre ismini vermiş olan Mostar Köprüsü. Sırpça Most yani köprü kelimesinden türetilen Mostar, yapının güzelliği ve görkeminden ötürü şehre isim olmuş.
Tarihler 1557 yılını gösterdiğinde Kanuni Sultan Süleyman, Osmanlı İmparatorluğu’nun uç şehirlerinden olan Mostar’a gösterişli bir köprü yapılmasını emreder. Dönemin Mimarbaşı Mimar Sinan, bu önemli görev için en çok güvendiği isimlerden biri olan Mimar Hayreddin’i görevlendirir.
Köprünün yapımı tam 9 yıl sürer. Rivayet edilir ki, Mostar Köprüsü inşaatına başlanmadan önce Mimar Hayreddin, deneme amaçlı bir köprü yaptırır. Bu köprü, Kriva Ćuprija (Eğri Köprü) olarak bilinir. Mostar Köprüsü’nden 200 metre geride, Radobolja Nehri üzerine yapılmış minyatür bir köprüdür.
Nihayet, 9 yıl süren inşaat 1566 yılında tamamlanır. Mostar Köprüsü, 20. yüzyıla kadar Avrupa ve Balkanlar’daki en geniş köprü açıklığına sahip köprü olarak anılır. Köprünün zarif kemeri, Neretva Nehri üzerinde adeta bir taç gibi durur.
Bir aşk ve cesaret sembolü olarak Boşnak erkekleri, köprüye başka bir anlam daha kazandırır. Evlilik çağına gelen erkekler, sevdikleri kızlara aşklarını ve cesaretlerini ispatlamak için 24 metre yüksekliğindeki bu köprüden Neretva Nehri’ne atlarlar. Bu gelenek yüzyıllar boyu sürmüş ve köprü, aşkın ve cesaretin sembolü haline gelmiştir.
Ne yazık ki, 9 Kasım 1993 tarihinde Bosna Hersek Savaşı sırasında Hırvat topçuların yoğun atışları neticesinde bu şaheser yerle bir olur. Asırlardır ayakta kalan taşları, Neretva Nehri’nin serin sularına düşer. Ancak, Mostar Köprüsü’nün hikayesi burada bitmez. Savaş sonrası, uluslararası çabalarla ve özellikle Türkiye’nin özverili girişimleriyle köprü yeniden inşa edilir ve 2004 yılında tekrar açılır. Bugün, Mostar Köprüsü sadece bir mühendislik harikası değil, aynı zamanda barışın ve yeniden doğuşun bir sembolüdür. Bu sebeple 2005 yılında köprü UNESCO Dünya Mirası Listesine dahil edilir.
Konumu görmek için tıklayınız


2. Mostar’ın Minyatürü Criva Cuprija Namıdiğer Eğri Köprü
Radboyya nehrinin üzerinde, Neretva nehri ile buluştuğu yerden yüz metre geride kagir bir köprü göreceksiniz. Adeta Mosar Köprüsü’nün minyatürü olan bu köprü 16. yüzyılda Mostar’da yaşayan Keyrevan Kahya’nın vakıfnamesinde zikredilmektedir ilk defa. Rivayet edilir ki köprüyü Mimar Hayreddin yapmıştır. Mostar köprüsünü inşa etmeden evvel deneme amaçlı hilal şeklinde küçük bir köprü inşa eder. Planın başarılı olması sonrasında Mostar köprüsü için çalışmalara başlar. Bu sebeple göreceğiniz bu köprü Mostar Köprüsünün bir minyatürü niteliğindedir. Aynı zamanda Keyrevan Kahya Mostar’a bir camii, medrese ve pek çok eser hediye etmiştir.
Konumu görmek için tıklayın

3. Mostar’ın Harika Bir Meydanı Tabhana Bölgesi
Mostar’ın büyüleyici şehir merkezinde yer alan Tabhana, ziyaretçilere bölgenin zengin tarihini ve çarpıcı mimari güzelliğini keşfetme fırsatı sunuyor. Muhteşem manzaraları ve canlı atmosferiyle ünlü olan bu turistik cazibe merkezi, kültürel miras ile doğal güzelliğin mükemmel bir karışımıdır. Büyüleyici sokaklarda dolaşırken, geleneksel Osmanlı tarzı evler, kaldırım taşları ve yerel el sanatlarını ve ürünlerini sergileyen zanaatkar dükkanları göreceksiniz. Yakındaki ikonik Stari Most (Eski Köprü), fotoğraflar için muhteşem bir arka plan ve şehrin dayanıklılığının bir sembolü olarak çekiciliğe katkıda bulunuyor.
Tabhana’yı ziyaret edenler, yakınlardaki restoranlarda cevapi ve baklava gibi yemeklerin bulunduğu geleneksel Bosna mutfağını tadarak yerel kültüre dalabilirler. Bölge ayrıca yıl boyunca Mostar’ın çeşitli mirasını kutlayan ve turistlerin yerel toplulukla etkileşim kurma fırsatı sunan çeşitli kültürel etkinlikler ve festivallere ev sahipliği yapmaktadır. Yakındaki canlı çarşılar ve pazarlar, benzersiz hediyelik eşyalar ve el yapımı el sanatları sunarak deneyimi daha da zenginleştiriyor.
Huşu içinde bir kaçamak arayanlar için Tabhana, yemyeşil çevresi ve sakin atmosferiyle dinlenmek ve gevşemek için mükemmel bir yerdir. Tarihi yerleri keşfetmek, lezzetli yemeklerin tadını çıkarmak veya sadece güzel manzarayı seyretmek size kalmış. Tabhana her gezgin için bir şeyler sunarak Mostar maceranızda vazgeçilmez bir durak haline geliyor.
Konumu görmek için tıklayın

4. Hacı Kurt Camii Namıdiğer Tabakhane Camii
Kurt ailesinin önde gelen isimlerinden Hacı Kurt’un isteğiyle 16. yüzyılda inşasına başlanan cami, 17. yüzyılda tamamlanmıştır. Cami, Neretva Nehri’nin sağ kıyısında, Mostar Köprüsü’ne yaklaşık 100 metre mesafede ve bir zamanlar deri işçileriyle dolup taşan, atölyelerin yoğun olduğu eski Tabakhane bölgesine komşu olarak inşa edilmiştir. Başlangıçta Hacı Kurt Camii olarak bilinen bu yapı, zamanla bölgenin karakteristik özelliklerinden dolayı Tabakhane Cami ismiyle anılmaya başlamıştır. 20 metre yüksekliğindeki minaresi ve altından geçen Radabolya Deresi’nin bir koluyla dikkat çeken bu cami, su akıntısının altından geçtiği nadir yapılardan biri olarak öne çıkmaktadır.
Konumu görmek için tıklayın

5. Keyvan Bey Hamamı
Keyvan Bey Hamamı, Mostar’ın tarih kokan sokaklarında, Hacı Kurt Camisi’nin hemen karşısında yer alıyor. Bir başka ismiyle Tabakhane Hamamı olarak bilinen bu yapı, 16. yüzyılın sonlarına doğru inşa edilmiş. İlginç bir detay ise, Tabakhane Camisi’nden önce yapıldığı ve deri tabaklayan işçiler tarafından kullanıldığıdır. O dönemde, deri işleme süreci oldukça kötü kokulara neden olduğundan, işçiler namaz öncesi hamama girip temizlenir, ardından camiye giderlermiş. Ancak bu temizlik ritüeli fazla vakit aldığı için, 17. yüzyılın başlarında onlara özel bir cami yapılmış: Tabakhane Camisi.
Osmanlı’nın klasik mimari anlayışıyla inşa edilen Keyvan Bey Hamamı, Mostar’da ayakta kalan tek Türk hamamı olma unvanını taşıyor. Soğuk, ılık ve sıcak odalardan oluşan bu hamam, işlevsel tasarımıyla halkın hizmetine sunulmuş, dış süslemelere pek yer verilmemiş. Dışarıdan bakıldığında penceresiz ve sade bir yapı olarak dikkat çeken hamamın kubbeleri, içeridekilerin mahremiyetini korumak üzere özel olarak tasarlanmış. Zamanında işlevini yitiren bu hamam, Fransa ve Türkiye’nin katkılarıyla restore edilerek günümüzde sergi alanı olarak hizmet veriyor. Eskiden temizlik ve huzur bulmak için girilen bu mekan, artık tarihe tanıklık etmek isteyen ziyaretçilerini ağırlıyor.
Konumu görmek için tıklayın

6. Sokullu Mehmed Paşa’nın Rûznamecisi Koski Mehmed Paşa Camii
Şehrin Arnavut kaldırımlı sokaklarında yürümeye başladığınızda rengarenk Mostar çarşısının da içine girmiş bulunuyorsunuz. Birkaç metre yürüdükten sonra sol tarafınızda büyükçe bir Türk Bayrağı göreceksiniz, Türkiye Cumhuriyeti Mostar Başkonsolosluğu binası, bu binanın hemen yanında mütevazı girişiyle muhteşem bir camii sizleri karşılayacak. Kapıdan içeri girdiğiniz anda artık Koski Mehmed Paşa Camisindesiniz. Sağ tarafınızdaki bina sıbyan mektebi, karşınızda sevimli bir şadırvan ve solunuzda ise Koski Camisi…
Koski Mehmet Paşa, Osmanlı’nın en meşhur sadrazamlarından ve aynı zamanda Bosna Hersek’ten devşirme olarak saraya alınarak yetiştirilmiş Sokullu Mehmed Paşa’nın Ruznamecisidir. Bu külliyeyi inşa etmekle birlikte 200 bin duka altını bağışlayarak bir vakıf kurmuş, asırlarca halka hizmette kullanılmış muhteşem bir vakfın banisidir.
Camii, Neretva Nehri’nin hemen bitişiğinde bulunduğu için cüzi bir miktar ödeme ile minaresine çıkabilir ve bu muhteşem şehri seyredip harika fotoğraflar alabilirsiniz.
Konumu görmek için tıklayın

7. Asırların Sessiz Tanığı: Sinan Paşa Camii
Mostar’ın kalbinde, Neretva Nehri’nin sol yakasında yüzyıllardır sessizce varlığını sürdüren bir hazine duruyor, Sinan Paşa Camisi. Bu cami, Mostar’ın en eski camilerinden biri olarak bilinir ve adeta şehrin tarihine tanıklık eden bir sırdaş gibi zamanın derinliklerinden sesleniyor. 1476 yılında Hersek Sancakbeyi Sinan Bey tarafından yaptırılan cami, şehrin maneviyatını ve ihtişamını yansıtan bir semboldü.
Nehre doğru uzanan bu muhteşem yapının kâgir minaresi, gökyüzüne yükselirken Mostar’ın panoramasında unutulmaz bir iz bırakıyor. Rivayet o ki, caminin inşasında kullanılan taşlar, çevredeki Riçina bölgesinden getirilmiş. Her taş, her duvar, geçmişin izlerini günümüze taşır gibi. Ancak ne yazık ki, caminin vakfına ait belgeler günümüze kadar ulaşamadı. Sinan Paşa’nın bıraktığı mirasın büyüklüğü ve derinliği tam olarak bilinmese de, bu yapı, vaktiyle vakfedilen mallar sayesinde ayakta kalmış ve uzun yıllar hizmet vermişti.
Cami, zamanla çeşitli dönemlerde onarımlar görmüş. 1507-1508 yıllarında büyük bir tadilattan geçmiş ve belki de bu süreçte yeniden inşa edilmişti. Hatta civarda bir hamam bile inşa ettirilmişti. Ne var ki, 30 Aralık 1949’da, Mostar’ın pek çok eseri gibi Sinan Paşa Camii de yıkımın acımasız ellerine teslim olmuştu. Minarenin gökyüzüne uzanan zarafeti, taşların ardında sessizliğe bürünmüş, cami, Mostar’ın kayıp hazinelerinden biri haline gelmişti.
Ama tarih, bazen yeniden yazılır. Mostar Müftülüğü, 2020 yılında, yıllardır toprak altında gömülü olan bu yapıyı yeniden canlandırmaya karar verdi. Mostar Müftüsü Seid Smaykiç’in liderliğinde, halktan toplanan yardımlarla caminin taş taş yeniden inşa edilmesi için çalışmalara başlandı. Mostar’ın tarihî dokusu, Sinan Paşa Camii’yle birlikte yeniden nefes alacaktı. Tarihi Mostar Köprüsü’ne yalnızca 300 metre uzaklıktaki bu yapı, orijinaline sadık kalınarak restore edildi ve ibadete açıldı.
Sinan Paşa Camii, yalnızca bir ibadet yeri değil, Mostar’ın ruhunu taşıyan bir anıttır. Yıkıntılar arasından doğan bu cami, şehrin köklü geçmişine derin izler bırakarak, adeta bir zaman kapsülü gibi Mostar’ın tarihine ve kültürel mirasına olan bağlılığını simgeliyor. Nehir boyunca yürürken, yeniden dirilen bu caminin etrafında durmak, tarihin ince nefesini hissetmek gibidir. Sinan Paşa Cami, Mostar’ın unutulmaz bir parçası olarak, geçmişin ve bugünün kesişim noktasında durmaya devam ediyor.
Konumu görmek için tıklayın


8. Rüstem Paşanın Kardeşi Karagöz Bey Külliyesi
Osmanlı devletinin en güçlü ve meşhur sadrazamlarından olan Rüsem Paşa’nın kardeşi Karagöz Bey tarafından yaptırılmış güzel bir külliyedir. Bu zat aynı zamanda Mosar Köprüsü’nün bina emini olan Hacı Zâim Mehmed Beydir. Eserde kütüphane, çeşme ve günümüze kadar ne yazık ki ulaşamayan bir medrese binasıyla büyük bir külliye yapısıdır. Eser 1992 Bosna savaşında ciddi hasar almış ve Suudi Arabistan’ın desteği ile yeniden restore edilmiştir. Özellikle 16. yüzyılın 2. yarısından sonra köklü imar faaliyetlerine başlanan Mostar şehrinde bu döneme ait pek çok eser görmek mümkün bu eserin de yapım tarihi 1557 olarak kayıtlara geçmiştir. Caminin planı Koski Mehmed Paşa Cami ile ciddi oranda benzerlik gösterir.
Zaim Mehmed Bey, camiden başka bir mescit, üç mektep (Mostar, Konjic ve Potok’da), medrese, imaret, misafirhane, üç köprü (Konjic, Buna üzerinde ve Lusci’da), dört han (Mostar, Konjic, Çiçevo ve Potok’ta), inşa ettirmiştir. Daha sonra bu vakfın geliriyle Blagay’da bir hamam yaptırılmıştır.
Konumu görmek için tıklayın

9. Muhteşem Bir Manzara: Poçitelj Köyü
Počitelj, Bosna Hersek’in kalbinde yer alan, tarih ve doğanın büyüleyici bir şekilde birleştiği harika bir mücevher. Bu ortaçağ kale köyü, taş çatılı evlerin, dolambaçlı merdivenlerin ve nar ağaçlarının arasında kelimenin tam anlamıyla zamanda yolculuğa çıkıyorsunuz. 16. yüzyılda ne varsa şehirde sadece onlar var. Zaman yolculuğunuzu kesen hiçbir şey yok. Bu köydeki eserlerin bazıları her ne kadar Bosna savaşında ciddi hasarlar alsa da aslına uygun şekilde restore edilmiş.
Öne çıkan eserler arasında Hacı Aliya Camii (Şişman İbrahim Paşa Camii), 16 metrelik saat kulesi ve bir köy için abartılı sayılabilecek muhkem kaleleri mevcut. Şehrin kenarından geçen Neretva nehri Adriyatik denizine dökülmeden biraz önce bu köyden geçer. Söz konusu yerleşim yeri özellikle Osmanlı döneminde Adriyatik Denizi’nden gelebilecek düşman donanmalarını gözlemek ve zapt etmek için oldukça muhkem inşa edilmiş.
Köyün girişinde Adem kafede harika bir Boşnak kahvesi içebilirsiniz ve köyün yerlileri tarafından yapılmış reçel ve marmelatlardan alabilirsiniz.
Mutlaka kaleye çıkmalısınız, çünkü hem köyün hem de Neretva nehrinin muhtşem manzarasına hayran kalacaksınız.
Konumu görmek için tıklayın

10. Cennetten Bir Manzara; Kravice Şelaleleri
Kravica Şelalesi, Bosna Hersek’in doğal güzelliklerinden biridir ve özellikle yaz aylarında serinlemek için mükemmel bir yerdir. Bu şelale, turkuaz suların altında yüzmek ve doğanın tadını çıkarmak isteyenler için ideal bir destinasyon. Kravica’nın etkileyici manzarası ve huzur dolu atmosferi eşsizdir. Arzu ederseniz bu muhteşem tabiat harikası içinde kano yapabilir, sakin tabiat yürüyüşlerinize renk katabilirsiniz.
Konumu görmek için tıklayın

11. Blagaj Tekkesi: Manevi ve Tarihi Bir Sığınak
Bosna-Hersek’in ruhani sembollerinden biri Blagaj Tekkesi, Buna Nehri’nin kaynağında, sarp kayalıkların eteğinde yer alıyor. Tekke, Osmanlı öncesi kültürel ve dini öneme sahip bir alanda inşa edilmiştir. Arkeolojik bulgulara göre, tekkenin temelleri geç antik döneme dayanıyor.
Blagaj Tekkesi, doğal güzelliklerle çevrili bir alanda yer alır. 240 metrelik bir kaya örtüsünün altına inşa edilen tekke, sufi öğretisinin sembollerinden olan su, kaya ve mağaralarla iç içe bir ibadet alanı sunar. Buna Nehri’nin berrak suları ve yeşil bitki örtüsü, tekkedeki manevi atmosferi güçlendirir. Tekke kompleksinde türbeler, semahane, mutfak gibi çeşitli yapılar bulunur ve bunlar bir bütün olarak mistik bir çekim merkezi oluşturur.

Tekkenin tarihine dair en dikkat çekici hikayelerden biri, Osmanlı medeniyetinin efsanevi isimlerinden Sarı Saltuk’a dayanır. Blagaj’da gömülü olduğu rivayet edilen Sarı Saltuk, sufi geleneğinde büyük saygı görür. Onun manevi mirası, tekkenin ruhani atmosferini derinleştirir ve ziyaretçilerin manevi bir yolculuğa çıkmasını sağlar.

Blagaj Tekkesi, dervişlerin düzenli olarak gerçekleştirdiği zikir törenlerine ev sahipliği yapar. Zikir, Allah’ı anmak anlamına gelir ve ritmik dualarla icra edilir. Bugün haftada üç defa gerçekleşen bu törenler, tekkenin ruhani önemini ve yaşayan bir ibadet merkezi olma özelliğini korur.
Blagaj Tekkesi, hem tarihi mirası hem de manevi atmosferiyle ziyaretçilerine huzurlu bir sığınak sunuyor. Konumu görmek için tıklayın
Saraybosna Gezi Rehberimize Göz Atın







