Türkiyeİstanbul

Ayasofya’nın Özel Mekan ve Eserleri

Ayasofya sadece yapımında kullanılan tekniklerle, kubbe çapıyla ya da mozaiklerle düşünülemez. Yapının içinde hem eserle birlikte inşa edilen hem de başka bölgelerden getirilen birçok önemli eser vardır. Gelin bu eserlere hep birlikte bir göz atalım.

Ayasofya’dan Yaşlı Bir Kapı: Vestibül Kapısı

Ayasofya’nın içerisindeki bazı eserlerin Ayasofya’dan yüzlerce yıl daha eski olduğunu biliyor muydunuz? Bu eserlerden en ünlüsü Ayasofya’dan yaklaşık 400 yıl daha yaşlı olan ‘Vestibül’ yani “Güzel” Kapıdır. M.Ö.1. yüzyıla ait olan bu kapı 9.yüzyılda İmparator Theophilos ve 3.Mikhail tarafından Tarsus’taki bir pagan tapınağından sökülerek şimdiki yerine konulmuştur.

İçi sedir dışı Bronz malzemeden imal edilen, üzerinde bitkisel ve geometrik kabartmalar olan kapının, kanat kısımlarında “Tanrı ve İsa Yardım Etsin” yazmaktadır. Bunun haricinde İmparator Theodisius, İmparator Mikhail, İmparator Theophilos, İmparatoriçe Theodora ile Mikhail Nikition kelimeleri ve 838 tarihini temsil eden monogramlar yer almaktadır.

Muhafız koridoruna açılan bu kapı aynı zamanda bir protokol kapısı olduğundan ayrı bir öneme sahipti.

Adına Yaraşır Bir Kapı: İmparator Kapısı

Ayasofya’nın en büyük kapısı denildiğinde akla hemen ‘İmparator Kapısı” gelmektedir. Roma İmparatorlarının ve törenlerde patriklerin Ayasofya’ya giriş yaptıkları kapı olduğundan ismi de buradan gelir.

Meşe ağacından mamül iki kanatlı kapının yüksekliği yaklaşık 7 m., genişliği ise yaklaşık 5 m.’dir. Kapı daha önceden ismine yaraşır bir şekilde gümüş levhalarla ve altın yaldızlarla kaplı olsa da 4. Haçlı seferinin yağmacılarından nasibini almıştır. Hatta bazı iddialara göre bu kapı o dönem öylesine hasar görmüştür ki kapı o zaman tekrardan yapılmıştır. Eğer kapı günümüze kadar orijinal halinde gelmişse bu demek oluyor ki kapı en az Ayasofya kadar eskidir.

Bazıları bu kapının tarihini tâa Hz.Nuh’a kadar götürüyor. Doğu Roma’daki rivayetlere göre bu kapı Hz.Nuh’un gemisinin tahtalarından imal edilmiştir.

Kapının yukarısındaki kabartmada ise içerisinde bir tahtın olduğu iki sütunlu kemer ve incilden ayetler yer alır. Ayette ‘Kapı Ben’im. Bir kimse benim aracılığımla içeri girerse kurtulur. Girer, çıkar ve otlak bulur.’ yazmaktadır.

Ayasofya’nın Merkezi: Ompalyon

Her imparatorluk kendisini dünyanın merkezinde görür. Bu İmparatorlukların başında da Roma gelir. İşte Ayasofya’nın içindeki en önemli noktalardan birisi de “dünyanın merkezi” anlamına gelen Ompalyon’dur. Ompalyonun merkezindeki büyük daire Hz.İsa’yı, etrafındaki on iki daire ise havarileri simgeler. Doğu Roma’nın müstakbel imparatoru burada tacını giyer ve makamı resmiyete kavuşurdu. Törende İmparator merkezdeki dairede durur, din adamları da havarilerin dairesinde dururlardı.

Bergama’dan Yadigâr: Ayasofya’nın Küpleri

Ayasofya’nın içerisinde ondan yaşlı olan eserlerin en dikkat çekenleri de hiç şüphesiz yaklaşık 2350 yıllık, Bergama antik şehrine ait devasa küplerdir.

3.Murat tarafından Ayasofya’ya getirilen küpler şerbetlerle doldurulup kandil ve bayramlarda cami cemaatine dağıtılırdı.

Birçoklarının Umudu: Dilek Sütunu

Ayasofya’nın içerisinde belki de en çok rivayete konu olan ve medet aranan eser Dilek Sütunudur. Sütunun üzerindeki oyuktan gelen ıslaklığın Hz. Meryem’in göz yaşı olduğu ve bu suyun hastalıklara şifa getirdiği inancı dermansız Hıristiyanlara umut oluyordu. Ayrıca başı ağrıyan İmparator Justinanus’un başını bu sütuna dayadığı ve ağrısının geçtiğini işiten halkta bu sütun adeta bir umut oldu ve kutsallık kazandı.

Bu inanç günümüze kadar devam etti. Öyle ki Ayasofya’nın müze olduğu dönemlerde Dilek Sütunun önünde uzun kuyruklar olur ve özellikle turistler büyük bir heyecanla sıranın kendilerine gelmesini bekler, sıra onlara geldiğinde ise parmaklarını oyuğa sokup, bileğini tam tur çevirerek dileklerini dilerlerdi.

Arınmanın Nişanesi: Vaftiz Teknesi

Elektirik keşfedilmeden önce aydınlatmada kandiller kullanılmaktaydı. Aysofya gibi devasa eserlerin aydınlatılması için ise çok sayıda kandil, kandillerde yakılmak üzere de kandil yağı gerekiyordu. Osmanlı Devleti döneminde bu kandil yağları Ayasofya’nın vaftizhanesinde depolanıyordu.

Vaftizhanenin türbeye çevrilmesiyle birlikte avluya kaldırılan dünyanın en büyük vaftiz havuzu, 1943 yılında Ayasofya’da yapılan kazılarda ortaya çıkarılarak şimdiki yerine taşındı.

Ramazanın Gözdesi: I.Mahmut Kütüphanesi

Osmanlı Devleti zamanında Ayasofya’ya inşa edilen en önemli yapılardan birisi de Sultan 1.Mahmut tarafından 1739 yılında inşa edilen kütüphanedir.

Gül ağacından mamül kitaplıklar, çeşitli çiçek tasviri barındıran çiniler, sedef kakmalı rahleler, iki kanatlı kapısına yazılı ‘Ya Fettah’ yazısıyla kendisine hayran bırakan bu kütüphane, geniş görevli kadrosu ile uzun yıllar hizmet verdi.

Özellikle Ramazan aylarında yapılan ve padişahın da katıldığı huzur dersleri de burada yapıldığından dolayı Ayasofya’nın içerisinde özel bir yere sahipti.

Kütüphanenin en dikkat çeken yönlerinden birisi de hiç şüphesiz türünün ilk örneklerinden bir tanesi olan, Tabakzade İznikli Mehmet Bey tarafından yapılan Kabe ve Medine’yi tasvir ettiği çini tablodur.

Bu kütüphaneye ait yaklaşık 5 bin eşsiz el yazması 1968 yılında Süleymaniye Kütüphanesine nakledildi.

Caminin Nişaneleri: Mimber, Mihrap ve Şamdanlar

Ayasofya camiye çevrildikten sonra eklenmesi elzem olan eserlerin başında mihrap ve mimber gelmekteydi. 3.Murat zamanında inşa edilen ve müthiş bir mermer işçiliğine sahip bu eserler görenleri kendisine hayran bırakmaktadır. Mihrabın sağında ve solunda duran bronz şamdanlar ise 1526’da Budin’in Sultan Süleyman tarafından fethedilmesinin bir nişanesi olarak şehrin baş kilisesinden alınarak Ayasofya’ya hediye edildi.

Törenlerin En Gözde Yeri: İmparatoriçe Locası

İmparatoriçelerin eşlerini taç giyme töreninde izlemek istediklerinde Ayasofya’nın üst katında kendilerine ayrılmış olan locadan izlerlerdi. Tören alanının olduğu alana hakim, iki yeşil sütunun ve üç kemerin süslediği bu balkonda, İmparatoriçenin tahtının konulacağı yer yeşil bir porfir taşı ile işaretlenmiştir. Ayasofya’nın alt katını yukarıdan seyretmek isteyenler için ilk adres kesinlikle bu loca olmalıdır.

Mermer Kapı: Sinot’a Açılan Kapı

Ayasofya’nın üst katında “cennet” ve “cehennem” kapısı olarak da bilinen mermer kapı, üst düzey kilise toplantılarının yapıldığı “Sinot” alanına açılır. Normal halkın girişine müsaade edilmeyen bu yer hiç şüphesiz Ayasofya’nın içindeki en önemli mekanlardan biridir.

İstanbul’u Yağmalayan Kişi: Dandolo’nun Mezarı

İstanbul’un birçok eserini kaybetmesine, tahrip olmasına ve yağmalanmasına neden olan Haçlı ordusunu finanse eden Enrico Dandolo, kendisini Ayasofya’nın üst katına defnettirmişti. Haçlı işgali sona erince bazı kaynaklara göre kemikleri buradan çıkarılıp halicin derin sularına atılmıştı. Dandolo’nun mezarının olduğu yer bugün işaretli bir şekilde ziyaretçilerin dikkatini çekmektedir.

Ayasofya’da Yabancı Bir Yazı: Runik Yazı

Ayasofya’nın ikinci katında uzun yıllar anlaşılamayan, bir yazı mevcuttu. Alelade çizikler olarka görülen bu yazının bir Runik alfabeyle yazılmış bir metin olduğu anlaşıldığında bu yazıyı kimin yazdığı da tartışma konusu oldu. Runik alfabe birçok millet tarafından kullanıldığından dolayı “Halvdan” ismini okuyan araştırmacılar yazının bir Viking paralı askerine ait olduğunu belirtirken. Bazı araştırmacılar da yazının tersten okunduğunu ve yazının aslında Avar paralı askerine ait olduğunu söylemektedir.

Ayasofya’nın Mozaikleri Yazımız İçin Tıklayın

Ayasofya’nın Kısa Tarihini Keşfetmek İçin Tıklayın

Ayasofya’nın Hat Eserlerini Keşfetmek İçin Tıklayın

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu