ÜsküpBalkanlarKuzey Makedonya

Üsküp Gezi Rehberi (Haritalı 21 Özel Mekan)

Üsküp'te gezilecek yerler

Üsküp, Kuzey Makedonya’nın başkenti olan bu şehre adım atığınız anda artık tam anlamıyla bir Osmanlı şehrinde olduğunuzu hissedeceksiniz. Camiileri, hanları, hamamları, köprü ve medreseleriyle bu şehir hala Osmanlı kimliğini gururla taşıyor ve siz kıymetli ziyaretçilerini bekliyor.

Üsküp Gezi Rehberi Haritası

Üsküp’te keşfedebileceğiniz 22 Özel mekan ve tarihi eser.

Paşa Yiğit Bey Türbesi ve Külliyesi, Üsküp

1. Üsküp Fatihi Paşa Yiğit Bey

Şehre ilk adımımızı attığımızda, yolumuz bizi Osmanlı’nın kahramanlarından Paşa Yiğit Bey’in izlerine götürüyor. Manisa’nın Yörüklerinden gelen bu yiğit, Gazi Evrenos Bey, Lala Şahin Paşa ve Hacı İlbeyi gibi büyük komutanlarla birlikte Balkanlara sefere çıkmış, 1389’da Sultan 1. Murad Hüdavendigar’ın yanında Kosova Meydan Muharebesi’nde yer almış.

Sultanın şehadetinden sonra Yıldırım Bayezid Han’ın emriyle, Üsküp ve Bosna topraklarına akınlar düzenlemiş. 1392 yılında Üsküp’ü fethettiğinde, “Üsküp Beylerbeyi” unvanını alarak tarihe adını kazımış.

Paşa Yiğit Bey, hocası Meddah Baba ile birlikte Üsküp’ü imar edip halkı bilinçlendirmeye adanmış bir hayat sürmüş. Bosna’ya yaptığı seferler de, bu bölgenin Osmanlı egemenliğine girmesini kolaylaştırmış. Onun türbesi ve külliyesi, Üsküp’ün ilk camisi olarak kabul ediliyor.

Caminin yanı sıra medrese, tekke ve şadırvan da bu külliyede yer alıyormuş. Ne yazık ki, 2. Dünya Savaşı’nda külliye ağır hasar almış ve ardından gelen depremle tamamen yıkılmış.

Geride sadece Paşa Yiğit Bey’in mezar taşı kalmış. Günümüzde ise külliye yeniden inşa edilmiş ve ziyaretçilerini ağırlıyor.

Geçmişin izlerini sürebileceğiniz bu mekân, hem tarihi bir kahramanın hatırasını yaşatıyor hem de Osmanlı’nın Balkanlardaki izlerinin nasıl köklü olduğunu gözler önüne seriyor.

Haritalarda görmek için tıklayınız.

Üsküp Türk Çarşısı, Üsküp Tarihi Çarşı

2. Türk Çarşısı

Bir ucu Üsküp Kalesi’ne diğer ucu Fatih Sultan Mehmed Köprüsü’ne uzan tarihi çarşıda adımlarken şehrin tarihini, mimarisini ve Osmanlı kültürel mirasını derinden hissedeceksiniz. Çarşı, her anlamıyla bir Osmanlı çarşısı olduğunu size her adımda hissettirecek. Özellikle bu bölgede insanların Türkçe konuştuğunu farkedeceksiniz.

Çarşıda Türkçe konuşan bir esnafa Türkçe’yi nereden öğrendiniz diye bir soru yönelttiğinizde şu veciz cevabı ve soruyu yönelteceklerdir; İstanbul 1453’te fethedildi, Üsküp ise 1392’de. Biz İstanbul’un fethinden 50 sene evvel de buradaydık siz Türkçe’yi nereden öğrendiniz? şeklinde dostane bir soruyla karşılaşabilirsiniz.

Bu veciz ifade Üsküp’ün 1392 senesinden beri bir Osmanlı memleketi olduğunu da bizlere hatırlatıyor. Çünkü şehrin fethiyle birlikte Paşa Yiğit Bey özellikle Manisa’dan pek çok müslüman aileyi Üsküp şehrine yerleştirmiş, tüm bu müslüman aileler şehrin irşadı için gayret etmişler. Aynı zamanda burada yaşayan Türk aileler ve müslüman Arnavut aileler zaman içinde birbirleyiyle kaynaşmış ve yekpare büyük bir aile olmuşlar.
Haritalarda görmek için tıklayınız

3. Sultan Murad Camii

Üsküp’ün hakim noktalarından biri üzerine inşaa edilen bu eser halk arasında Hünkar Camii olarak da biliniyor. Sultan 2. Murad Han tarafından yaptırılan camii günümüze kadar 3 büyük yangın, iki deprem ve 4 büyük savaşa şahit olmuş.

Tüm bu badirelere rağmen halen ayakta ve Üsküp’ün en zarif ziynetlerinden biri. Günümüze kadar ulaşan 3 kitabesi bulunuyor. İlki yapım kitabesidir ki eserin 1436 yılında Sultan 2. Murad han tarafından yaptırıldığı yazılmaktadır. 2. kitabesi ise bir tamir kitabesidir. 1537 yılında meydana gelen bir yangın afetinden sonra camii yeniden restore edilmiş ve ibadete açılmış.

1689 yılında ise Avusturya Macaristan İmparatorluğunun Üsküp’ü işgal etmesiyle birlikte şehri kundaklaması neticesi neredeyse şehrin tamamı büyük hasar görmüş, halkın büyük kısmı şehri terketmek zorunda kalmış. Bu yangında tahrip olan eser 1712 yılında Sultan 3. Ahmed tarafından yeniden inşa edilmiştir.

Son büyük hasarı ise ne yazık ki 1963 yılındaki büyük Üsküp depreminde almış. Eser en son 2015 yılında restore edilerek ibadete açılmış. Camiinin avlusunda ise 1573 yılında tamamlanan ve 40 metre yüksekliğinde, şehrin simgesi olan saat kulesi bulunuyor.

Haritalarda görmek için tıklayınız

4. Osmanlı Şehrinin Olmazsa Olmazı Üsküp Saat Kulesi

16. yüzyılda inşa edildiği tahmin edilen kule, Balkanlar’daki en eski saat kulelerinden biri. Osmanlı mimarisinin izlerini taşıyan bu yapı, 40 metre yüksekliğiyle şehir merkezinde dikkat çekiyor. Zamanında Müslüman halkın ibadet saatlerini düzenlemek amacıyla yapılmış. Şehrin en önemli kültürel miraslarından biri. 1963 yılındaki büyük Üsküp depreminden zarar gören kule, restore edilerek günümüze kadar korunmuş.

Üsküp Saat Kulesi’ni görmek için tıklayınız.

Önemli Bir Ticaret Merkezi, Üsküp’ün Hanları

Üsküp, Osmanlı dönemindeki önemli ticaret merkezlerinden biri. Hal böyle olunca Fetihle birlikte şehre pek çok han inşa edilmiş. Bu hanlardan günümüze kadar ulaşmış en meşhurları; Kurşun Han, Kapan Han ve Sulu Han’dır.

Kurşunlu Han, Üsküp

5. Kurşunlu Han

Mevlana Muslihuddin Abdülgani tarafından 16. asırda inşaa edilen bu eser, şehrin en eski hanlardan birisi. Bugün kapıları kapalı olsa da Osmanlı döneminde tüccarların konaklamak için geldikleri önemli merkezlerden biriydi. Ayrıca eserin banisi Mevlana Muslihuddin Abdülgani Üsküp şehri için; camii, hamam, medrese ve su kemeri de inşaa ederek şehre büyük hizmetlerde bulunmuş.

Haritalarda görmek için tıklayınız

Kapan Han, Üsküp

6. Kapan Han

Üsküp’te bulunan pek çok handan birisidir. Fakat isminden de anlaşılacağı üzere onu özel kılan bir hadise var. Farsça terazi anlamına gelen Kabban kelimesinden ismini alan bu han, Üsküp’e gelen ticaret mallarının tartılıp kontrol edildiği ve toptan temini ve satışlarının yapıldığı önemli bir ticaret mahalliydi.

Hanın alt katı ticaret mallarını depolanması için yapılan 20 odadan oluşurken üst katı ise 24 odalık konaklama mekanıydı. Eser 1963 yılındaki büyük depremden etkilenmiş fakat tekrar restore edilerek günümüze kadar korunmuş. Günümüzde ise Makedonya Eski Eserleri Koruma Enstitüsü himayesinde bulunuyor.

Haritalarda görmek için tıklayınız

Sulu Han, Üsküp

7. Sulu Han

Üsküp Sancakbeyi Gazi İsa Bey tarafından 15. yüzyılda yapılmış en eski eserlerden birisi. Eskiden bu hanın yanından Serava nehri geçtiği için halk arasında Sulu Han olarak meşhur olmuş. 2 dönümlük arazi üzerine inşa edilen bu hanın alt katında 27 oda, üst katında ise 30 oda bulunmaktadır. Hanın bitişiğinde ise hana ait 20 dükkan bulunuyor. Günümüzde ise Güzel Sanatlar Fakültesi olarak hizmet vermekte.

Haritalarda görmek için tıklayınız

Mustafa Paşa Camii, Üsküp

8. Haşmetli Bir Padişahın Vezirinden Mustafa Paşa Camii

Üsküp çarşısı içerisinde Kurşunlu Han ile Üsküp Kalesi arasında şehrin hakim bir noktasında zerafetiyle ihtişam kazanmış muhteşem bir camii bulunuyor.

Kurşunlu Han’dan Vardar Nehri istikametine yürüdüğünüzde karşınıza küçük mütevazı bir kagir camii çıkacak; Arasta Camii. 15. yüzyılda yapılan ama kitabesi ve vakfiyesi günümüze kadar ne yazık ki ulaşamayan bu camiinin önünden yukarı yürüdüğünüzde ise Mustafa Paşa Camii’ni göreceksiniz. Mutlaka ziyaret edin çünkü hem cami içindeki kalem işlerinin zerafeti hem de huzurlu avlusu sizi kendisine hayran bırakacak.

Üsküp şehri ticari, ekonomik ve eğitim anlamında bölgenin parlayan yıldızı. Ona bu ünü getiren ise Osmanlı devletinin bu bölge ile yakından alakadar olması. Evliya Çelebi Üsküp’ü ziyarete geldiğinde bölgede 70 kadar mektep olduğunu her cami yanında bir mektebin bulunduğunu ve bunlardan en meşhurunun Mustafa Paşa mektebi olduğunu kaydeder.

Mustafa Paşa Üsküp’ün tarihine derin izler bırakmış önemli şahsiyetlerden biri. Osmanlı döneminin sadece bir devlet adamı değil, aynı zamanda büyük bir hayırseveridir.

II. Bayezid ve Yavuz Sultan Selim dönemlerinde vezirlik yapan Mustafa Paşa, devlet işlerinde kazandığı başarıları halkın hizmetine sunmuş. Üsküp ve çevresinde kurduğu vakıflarla dünyada elde ettiği varlığı sadaka-i cariye’ye harcamış. Şehre yalnızca bir cami değil, insanlara her anlamda hizmet eden büyük bir vakıf kazandırmış.

Bu vakfın gelirleri, Üsküp ve çevresindeki köyler, değirmenler, kervansaraylar gibi mülklerden sağlanıyordu. Kalkandelen’den Hersek’e, Arnavutluk’tan Mora’ya kadar uzanan bu gelir kaynakları titizlikle planlanmış.

İhtiyaç sahiplerine yemek dağıtan imaretler, eğitim gören talebelere kapılarını açan medreseler ve her bir görevlisi için belirlenmiş maaş ile bu vakıf, bir düzenin ve Osmanlı medeniyetinin temsili olarak karşımıza çıkıyor.

Haritalarda görmek için tıklayınız

9. 15. Yüzyıldan Mütevazı Bir Camii; Arasta Camii

Üsküp Türk Çarşısı’nın tam göbeğinde bulunan bu eser, Kurşunlu Han ile Mustafa Paşa Camii yakınlarında yer alıyor. Osmanlı döneminde özellikle çarşıdaki esnafların ibadetlerini kolay şekilde yerine getirebilmeleri için yapılmış kagir bir eser. Yapım kitabesi ne yazık ki günümüze kadar ulaşamadığından hakkında sınırlı bilgilere sahibiz. 1963 Üsküp depreminde ağır hasar gören cami zaman içinde yeniden restore edilmiş.

Haritalarda görmek için tıklayınız

Üsküp Kalesi

10. Asırların Muhafızı Üsküp Kalesi

Mustafa Paşa Camii’nin hemen yanında muhkem Üsküp Kalesi’ni göreceksiniz. Tüm şehre hakim bir noktadan bakan bu eser ilk olarak 6. yüzyılda inşa edilmiş. Fakat bugünkü halinin genel itibariyle Osmanlı döneminde almıştır. Üsküp’ün fethiyle birlikte Üsküp Kalesi, Osmanlı devletinin Balkanlardaki en önemli askeri üssü haline gelmiş.

Özellikle Sultan 2. Murad Han döneminde düzenlenip restore edilen kaleye Osmanlı Ordusu konuşlandırılmış ve kalenin alt kesimine ise Anadolu’dan getirilen pek çok aile yerleştirilerek müslüman bir şehir meydana getirilmiş. 17. asırda şehri ziyarete gelen Evliya Çelebi Üsküp kalesini şu şekilde anlatır;

Taşlardaki incelik ve zarafetteki işçilik, daha önce gördüğümüz hiçbir kalenin taşlarında yoktur. Hatta usta mühendislerin bile marifetlerini ortaya koymak için bu kadar çaba sarf ettikleri başka bir kale yoktur. Öyle zırhlar ve kilitler yerleştirilmiş ki, sanki kalemtraşla alçı oyarmış gibi taşlar işlenmiş.

Yine aynı kaleye Sultan 2. Abdülhamid Han döneminde 300 yataklı büyük bir hastane yaptırılmış, kalenin hemen yanına ise topçu kışlası inşaa edilmiş. Fakat ne yazık ki 1963 depreminde büyük hasar alan kalenin günümüze kadar yalnızca sur duvarları kalmış. Fakat yine de bu muhteşem kalenin güneşte parladığını ve asırlar boyu tüm ihtişamıyla şehre emniyet sağladığına şahit olabilirsiniz.

Haritalarda görmek için tıklayınız

İsa Bey Çifte Hamamı, Üsküp

11. Üsküp’ün Çifte Hamamı, Gazi İsa Bey Hamamı

Üsküp çarşısının merkezinde yer alan Çifte Hamam, şehrin tarihine tanıklık eden eşsiz bir eser. Gazi İshak Bey’in oğlu Gazi İsa Bey tarafından yaptırılan bu hamam, hem halkın temizlik ihtiyacını karşılamak hem de medrese ve tekkelere gelir sağlamak amacıyla inşa edilmiş. “Çifte Hamam” olarak anılmasının sebebi, hem kadınlar hem de erkekler için 2 büyük bölüme sahip olmasıdır.

Bu sebeple oldukça zarif bir simetriye sahiptir. Eserde 2 ana kubbe, 20 kadar da küçük kubbe bulunmaktadır. Evliya Çelebi, Üsküp’ün meşhur hamamları arasında ismini zikrettiği Çifte Hamam’ın havasının gayet latif olduğunu ve insanın ruhunu okşadığını hamamın duvar ve kubbelerinde rutubetten en ufak bir iz dahi bulunmadığı ve duvar ve kubbelerden de tek bir su damlasının dahi damlamadığını söyler.

Yıllar boyunca depremler ve yangınlarla sarsılsa da Çifte Hamam her seferinde yeniden ayağa kalkmış, 1895 yılında Sultan II. Abdülhamid Han’ın desteğiyle kapsamlı bir restorasyon görmüş. Günümüzde ise hamam, Makedonya Ulusal Sanat Galerisi olarak kullanılıyor. Hamamın hemen yanında ise yine 15. asırda inşa edilmiş Murat Paşa Camisi bulunuyor. Bu camiinin çeşmesinden akan lezzetli ve serin su tüm hararetinizi ve yorgunluğunuzu bir anda alacaktır.

Haritalarda görmek için tıklayınız

Davut Paşa Hamamı, Üsküp

12. Bir Hamam da Koca Davud Paşa’dan

Üsküp’ün günümüze kadar ulaşan 2 büyük hamamından bir diğeri Davud Paşa Hamamı’dır. Davutpaşa Hamamı, şehrin en büyük simgesi olan Fatih Sultan Mehmed Köprüsü’nün hemen yanında yer alır. 1497 yılında tamamlanan bu hamam da Üsküp’ün çifte hamamlarındandır.

İç kısmında ılıklık ve sıcaklık odalarıyla birlike zengin bir yapıya sahip olan eser, 900 metrekarelik alana inşa edilen 11 metre civarındaki kubbeleriyle oldukça heybetli bir görüntüye sahiptir.

Eserin banisi Davut Paşa ise 2. Bayezid Han zamanında Rumeli Beylerbeyliği yapmış ve aynı zamanda 2. Bayezidin damadı olmuş önemli bir devlet adamıdır. Vardar Nehri’nin diğer yakasına inşaa ettirdiği küçük hamam ise ne yazık ki günümüze kadar ulaşamamıştır.

Haritalarda görmek için tıklayınız

Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, Tarihi Taş Köprü, Üsküp

13. Büyük Bir Medeniyetin Sembolü Fatih Sultan Mehmed Köprüsü

Üsküp Türk Çarışı’nın sonunda Vardar Nehri’nin doğu ve batı yakasını birbirine kavuşturan muhteşem bir köprü sizleri karşılayacak. Yapım yılı kesin olarak bilinmese de Fatih Sultan Mehmed Han tarafında yaptırıldığı kesin olarak bilinmektedir.

214 mere uzunluğunda 6,5 metre genişliğindeki bu muhteşem köprü asırlara meydan okuyarak Üsküp’ün tüm tarihi süreçlerine şahit olmuş. Ne yazık ki 1689 Avusturya Macaristan işgalinde köprünün kitabesi sökülmüş bu sebeple yapım kitabesi günümüze kadar ulaşamamış.

2. Dünya savaşı sırasında ise şehri kuşatan Nazi askerleri Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nü yıkmak için köprüye dinamitler yerleştirir ancak halkın büyük tepkisiyle karşılaşırlar ve bu girişimden vazgeçmek zorunda kalırlar.

Fakat köprünün atlattığı badireler bununla sınırlı kalmamış. 2002 yılında Makedonya Cumhuriyeti’nin başlattığı restorasyon çalışmaları sırasında köprünün mihrabı işçilerin dikkatsizliği sebebi ile Vardar Nehri’ne düşer ve ne yazık ki parçalanır. Hadise üzerine yine bölgede bulunan müslüman halkın yoğun tepkileri üzerine Makedon hükumeti çalışmalarını durdurmak zorunda kalır.

2004 yılında Türkiye’den gelen bir teknik ekibin incelemeleri sonucu köprü ulaşıma açılır ve Vardar Nehri’ne düşürülen mihrabın tamiri yapılarak 2008 yılında yerine ikame edilir. Atlattığı badireler sebebiyle yapım ve tamirat kitabeleri günümüze kadar ulaşamasa da Fatih Sultan Mehmet Köprüsü bugün halen ayaktadır. Bunun en büyük sebebi ise hiç kuşkusuz 500 seneden fazla bu bölgede halkın hizmeti için gayret etmiş Osmanlı Devleti’nin hayır ve hasenatıdır.

Tüm bu güzelliklerin farkında olan müslümanlar, Üsküp’teki Osmanlı eserlerini muhafaza etmek için gayret gösteriyorlar.

Haritalarda görmek için tıklayınız

Üsküp’ün Heykelleri

Makedonyalı Kral 2. Philip Heykeli, Üsküp

14. Kral 2. Filip Namıdiğer Kör Filip

Üsküp Türk çarşısını bitirdiğinizde özellikle Davut Paşa Hamamından sonra şehrin çehresinin değişmeye başladığına şahit olacaksınız.

Öncelikle karşınıza bir ortodoks kilisesi ve pek çok heykel çıkacak. Gördüğünüz ilk heykel, yumruğunu havaya kaldırmış olan 2. Filip heykeli. Makedonyalı Büyük İskender‘in babası olan Kral 2. Filip, oğlu Büyük İskender’e selam verir şekilde resmedilmiş.

Vardar Nehri’nin karşı yakasına dikkatlice baktığınızda ise atının üzerinde şaha kalkmış bir İskender heykeli göreceksiniz. Büyük İskender’de burada babası Kral 2. Filip’i selamlıyor.

Haritalarda görmek için tıklayınız

Makedonyalı Büyük İskender Heykeli ve Milenyum Haçı, Üsküp

15. Makedonyalı Büyük İskender

Büyük İskender, dünya tarihinin en önemli askeri liderlerinden biri olarak bilinir. MÖ 356’da Makedonya’nın Pella kentinde doğan İskender, ünlü Makedon Kralı II. Filip ve Epir prensesi Olympias’ın oğludur. Küçük yaşlardan itibaren büyük bir lider olarak yetiştirilen İskender, ünlü filozof Aristoteles’in öğrencisiydi. Bu sayede yalnızca askeri deha değil, aynı zamanda kültür, felsefe ve bilim alanlarında da derin bir bilgi birikimi kazandı.

İskender’in askeri kariyeri, MÖ 336 yılında babasının öldürülmesiyle başlar. Kral olduktan sonra hızla tüm Yunan şehir devletlerini birleştirerek genişleme politikası izledi. Hedefi, Pers İmparatorluğu’nu fethetmekti. MÖ 334 yılında Asya seferine başladı ve çok geçmeden Pers İmparatoru III. Darius’u yenilgiye uğrattı. Bu zafer, İskender’in Batı ile Doğu’yu birleştirme hayalinin temelini oluşturdu.

Üsküp, o dönemde Makedonya İmparatorluğu’nun bir parçasıydı ve bu nedenle Büyük İskender’in Makedon kökleri, bugünkü Kuzey Makedonya topraklarına dayanmaktadır. İskender, zaferlerle dolu hayatı boyunca Mısır’dan Hindistan’a kadar uzanan büyük bir imparatorluk kurdu. Ancak bu muazzam başarı, 32 yaşında ani ölümüyle sona erdi. İskender’in kısa ömrüne rağmen, askeri dehası ve imparatorluk vizyonu tarihe damga vurdu.

Haritalarda görmek için tıklayınız

Aziz Kiril ve Metodi Kardeşler, Üsküp


16. Kiril Alfabesinin Mucidi 2 Kardeş, Aziz Kiril ve Metodi Kardeşler

Aziz Kiril ve Metodi kardeşler, Slav halklarının kültürel ve dini gelişiminde büyük bir rol oynamış önemli figürlerdir. 9. yüzyılda Bizans İmparatorluğu’nda doğan bu kardeşler, özellikle Slav dillerine ve Hristiyanlığın yayılmasına katkılarıyla tanınır. Kiril ve Metodi, Hristiyanlık inancını Slav halkları arasında yaymak amacıyla Misyoner olarak görevlendirilmiştir. Bu görevleri sırasında, Slav dilini yazılı hale getirmek için büyük bir adım atmışlardır.

Aziz Kiril, Slav halkları için bir alfabe geliştirmiştir. Bu alfabe, Kiril alfabesi olarak bilinir ve günümüzde halen Rusça, Bulgarca ve diğer bazı Slav dillerinde kullanılmaktadır. Kiril ve Metodi, Slav diline çevirdikleri dini metinlerle halkın Hristiyanlığı anlamasını sağlamış ve böylece kültürel bir devrim başlatmışlardır. Bu kardeşlerin mirası, Slav dünyasında dil, eğitim ve din açısından derin etkiler bırakmıştır ve günümüzde de hatırlanmaktadır.

Haritalarda görmek için tıklayınız

Makedonyalı Komitacılar Heykeli, Üsküp


17. Osmanlı Bankasını Soyan Makedon Komitacılar Heykeli

Osmanlı Bankası’nı soyan Makedon komitacılar, 1900’lerin başlarında Osmanlı İmparatorluğu’nda faaliyet gösteren devrimci gruplardan biriydi. Bu komitacılar, Makedonya’nın Osmanlı egemenliğinden kurtulmasını ve bağımsız bir Makedon devleti kurulmasını amaçlayan radikal bir hareketin parçasıydılar. 1907 yılında gerçekleşen Osmanlı Bankası soygunu, bu amaç doğrultusunda dikkat çeken eylemlerden biridir.

İstanbul’daki Osmanlı Bankası’nı hedef alan bu saldırı, bir grup Makedon komitacı tarafından gerçekleştirildi. Soyguncular, bankayı basarak büyük miktarda parayı ele geçirdiler. Bu parayı, silah ve mühimmat almak için kullanmayı planlıyorlardı. Soygun, Osmanlı yetkililerini şok etti ve Makedon komitacıların kararlı ve tehlikeli bir güç olduğunu gözler önüne serdi.

Osmanlı Bankası soygunu, Makedon milliyetçi hareketinin Osmanlı’ya karşı direnişinin önemli bir simgesi haline geldi ve Balkanlardaki bağımsızlık mücadelelerinde bir kilometre taşı olarak hatırlanmaktadır.

Haritalarda görmek için tıklayınız

Üsküp Kalesi, Karpoş heykeli ve 2. Philipp Heykeli, Üsküp


18. Osmanlı’ya İsyan eden Bir Haydut, Karpoş Heykeli

Karpoş, 17. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’na karşı ayaklanan bir isyancıydı. 1689 yılında gerçekleşen Karpoş İsyanı, özellikle Makedonya ve Bulgaristan bölgesinde Osmanlı’ya karşı bir direniş hareketi oluşturdu. Aslen Üsküp civarından olan Karpoş, Osmanlı’ya karşı ayaklanmış yerel bir haydut olarak bilinir.

Karpoş, kısa bir süre için Kumanova ve Üsküp çevresinde bağımsız bir otorite kurmaya çalıştı ve kendisini “kral” ilan etti. Ancak Osmanlı ordusu isyanı bastırmak için harekete geçti ve Karpoş, Osmanlı kuvvetleri tarafından yakalanarak tarihi Taş Köprü’de idam edildi.

Haritalarda görmek için tıklayınız

Kral 1. Justinyanus Heykeli


19. Bizans’ın Hükümdarı Makedonyalı Kral 1. Justinianus Heykeli

I. Justinianus, Makedonya’nın Tauresium (bugünkü Kuzey Makedonya) bölgesinde doğmuş, Bizans İmparatorluğu’nun en ünlü imparatorlarından biridir. 527-565 yılları arasında hüküm süren Justinianus, Bizans’ın gücünü ve etkisini yeniden zirveye taşıyan lider olarak tanınır. Hukuk alanındaki en büyük başarılarından biri, Roma hukukunu derleyip düzenlediği “Justinianus Kanunları” (Corpus Juris Civilis) olmuştur. Bu kanunlar, Avrupa hukukunun temellerini oluşturmuştur.

Ayrıca, Ayasofya gibi önemli mimari yapılar da onun döneminde inşa edilmiştir. İmparator Justinianus, Doğu Roma İmparatorluğu’nu genişleterek Akdeniz’deki Bizans hakimiyetini güçlendirmiştir. Makedonya’dan gelen bu büyük imparator, tarih boyunca “Büyük Kanun Yapıcı” olarak anılmıştır.

Haritalarda görmek için tıklayınız

Vardar Nehri ve Fatih Sultan Mehmed Tarihi Köprüsü, Üsküp

20. Vardar Ovası’na Bereket Taşıyan Nehir; Vardar Nehri

Üsküp şehrinin tam ortasından geçen bu nehir Kuzey Makedonya’nın bir diğer önemli şehirleri olan Gostivar’dan kaynayarak 388 kilometrelik uzun yolculuğunun sonunda Yunanistan üzerinden Ege Denizi’ne akar. Kuzey Makedonya’da bulunan geniş ve bereketli Vardar Ovası’nın en önemli ve biricik su kaynağıdır.

Matka Kanyonu, Üsküp

21. Huzurun Adresi Matka Kanyonu

Tarihi Üsküp şehrini keşfettikten sonra Üsküp’e 20 kilometre uzaklıkta adeta gizli kalmış bir tabiat harikası Matka Kanyonu. Vardar Nehri’nin bir kolu olan Treska Nehri boyunca uzanan kanyon, zümrüt yeşili sularıyla göz kamaştırıyor.

Yaklaşık 5.000 hektarlık bir alanı kaplayan bu muhteşem kanyon, Avrupa’nın en derin sualtı mağarasıyla birlikte 10 mağaraya ev sahipliği yapıyor. Mağaraların en uzunu, 176 metreye ulaşan Vrelo Mağarası’dır. Matka Kanyonu, özellikle kano, tekne turu, yürüyüş ve kaya tırmanışı gibi açık hava etkinlikleri için ideal bir mekan. Eğer tekne turu yapmayı düşünürseniz kısa ve uzun turlar bulunmakta.

1 saat süren uzun tekne turuna katılırsanız muhteşem mağaralardan birinin içini de görme fırsatına sahip olursunuz. Bununla birlikte kano turlarına da katılabilirsiniz. Eğer tabiatla baş başa kalmak, sessizliğin ve huzurun tadını çıkarmak isterseniz, Matka Kanyonu muhteşem bir mekan.

Haritalarda görmek için tıklayınız

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu