KudüsFilistinOrta Doğu

Mescid-i Aksa Gezi Rehberi

Mescidi Aksa Gezi Rehberi

Altından Değerli Mescit: Kubbetü’s Sahra

Mescid-i Aksa denildiğinde altın kaplama kubbesiyle, mavi çinileriyle ve yıllara meydan okuyan bir zerafetle aklımıza gelen ilk eser Kubbetü’s Sahra’dır.

İnşa edildiği 690’lı yıllardan itibaren hiç yıkılmadan günümüze kadar gelmesi onu günümüze ulaşan en eski cami yapıyor. Dört kapılı bu yapının her neresine baksanız meyve ağacı ve çiçek motifli mozaik ve çinilere rastlıyor gözleriniz.

Caminin İznik çinileriyle süslü dış cephesinde müthiş hattıyla iz bırakan Hattat Şefik Bey, yapının estetiğine büyük katkı sağlıyor. Özellikle güneşin batışı esnasında ustalıkla işlenmiş Yasin ve İsra surelerinin hattı görülmeye değer.

Sekizgen yapısı ile diğer camilerden ayrılan bu yapının isminin neden “Kaya Kubbesi” manasına geldiğini caminin içine girdiğinizde daha iyi anlıyorsunuz. Caminin ortasında yer alan kayanın hatırına bu yapının inşa edildiğini anlamak, sizi caminin merkezine doğru çekiyor. Kayanın altında usulca varlığını sürdürmekte olan mağaranın içerisi Müslümanlar açısından ayrı bir öneme sahip. İslam tarihinin en eski mihraplarının yer aldığı bu mağara Hz.Musa’nın kıblesi olmakla birlikte, Müslümanların da ilk kıble olarak kabul ettikleri mübarek alanın merkezinde yer alıyor.

Semaya Bir Durak: Muallak Kayası

Yahudi inancına göre Kubbetü’s Sahra’nın içerisinde yer alan bu kaya, yeryüzünün yaratıldığı kaya olup, aynı zamanda Hz.İbrahim’in oğlu İshak’ı kurban etmeye teşebbüs ettiği kayadır. Yani anlayacağınız bu kaya Yahudiler için çok önemlidir. Hepsi bu da değil. Mesih yeryüzüne indiğinde bu kayanın üzerinde Cennetin Krallığı’nı kuracak ve İsrail Devleti’nin gerçek manada kurulacağına inanan Yahudilerin, Kubbetü’s Sahra ile aralarının iyi olmadığı aşikar.

Hz.Muhammed’in miraca çıktığı noktanın bu kaya olabileceği inancı da Müslümanların bu kayaya önem atfetmesine neden olmuş ve üzerine de insanlar bu kayayı ziyaret edebilsinler diye Kubbetü’s Sahra’yı inşa etmişlerdir

Örnek Yapı: Kubbe-i Silsile

Yapımı Kubbetü’s Sahra’dan bile eskiye dayanan bu kubbe, kubbesinden zincir sallanmasından dolayı “Zincirli Kubbe” yani Kubbe-i Silsile ismini almıştır. Kubbetü’s Sahra’ya model olan bu yapı, kıble tarafında bulunan mihrabıyla bir namazgah özelliği taşıyor.

Gökyüzünü andıran bir mavi tona sahip çinileri, yapıyı Kubbetü’s Sahra’yla daha da bütünleştiriyor. Yazın bunaltıcı sıcağında Kubbe-i Silsile’nin altında oturmak ve sükunete ermek, sizin için eşsiz bir deneyim olacak.

Mescid-i Aksa Burası mı? Kıble Mescidi

Dıştan adeta bir kaleyi andıran Kıble Mescidi, Mescid-i Aksa içerisinde yer alan iki üst mescitten biridir. Asıl adı Mescid-i Aksa olan bu yapı, yanlış anlaşılmalar sonucunda, 144 dönümü içine alan çevresi mübarek kılınmış Mescid-i Aksa ile karıştırıldığından dolayı bugün Türkçe kaynaklarda Kıble Mescidi olarak anılmakta.

Bugün mescidin bulunduğu alana ilk olarak Hz.Ömer bir cami yaptırdı. Ancak bu caminin ömrü çok uzun olmadı. Emeviler aynı noktaya yeni bir cami yaptırdılar. İlk başlarda on beş revaktan oluşan bir cami iken depremlerden dolayı bugün yalnızca yedi revak kalmıştır.

Camiye girdiğinizde içerideki revak ve sütunlar dikkatinizi çekecek. Yapının sağ tarafındaki sütunların daha eski, tavanın daha alçak olması eserin zaman içerisinde yaşadığı değişiklikleri gözler önüne seriyor.

Kıble Mescidinin içerisinde ilerledikçe Emevi ve Abbasi Dönemi eserleri, Nurettin Zengi Mimberi, caminin dört bir yanına yayılmış Memlük dönemi mermer süslemeleri, Selçuklu ve Osmanlı döneminin izlerini görüp Kudüs’e kimlerin elin değdiğini görebiliyorsunuz.

Kudüs’ün tarihiyle birlikte bu caminin de kaderi değişiklik gösterdi. Haçlıların 87 yıllık Kudüs işgali sırasında bir kısmı kiliseye çevrilen cami, bir yönetim merkezi haline getirildi.

Selahaddin’in Kudüs’ü tekrardan fethetmesiyle birlikte tekrar cami olan bu eser, yakın tarihin önemli şahitlerinden bir tanesidir. Osmanlı Devletine isyan eden Şerif Hüseyin’in torunu Ürdün Kralı Abdullah, bir Filistinli genç tarafından hainlikle suçlanıp bu cami içerisinde vurularak öldürüldü. Ayrıca Mescid-i Aksa’ya yapılan baskınlar sırasında bu cami de hedef oldu ve tarihi pencereleri tahrip edildi. Sizin de yolunuz Kıble Mescidine düşterse bu tahribatları kendi gözlerinizle görebilirsiniz.

Fethin sembolü: Zengi Minberi

Üç büyük dinin hakimi olmak istediği güzide bir şehir olan Kudüs’ün özlemi herkeste farklı hissedilir. Hiç şüphesiz en büyük özlem de krallarda, sultanlarda ve beylerde görülür. İşte bu mimber özlem duyan bir sultanın, hedefine ulaşmaktaki kararlılığı sonucu yapıldı.

Haçlıların elinde olan Kudüs’ü tekrardan fethetmenin hayalini kuran Nureddin Zengi, fethettikten sonra Mescid-i Aksa’ya koyulmak üzere yaklaşık on iki bin parçadan oluşan, kündekari usuluyle tasarlanmış bu mimberi yaptırttı. Ömrü bu mimberi Mescid-i Aksa’ya konulduğunu görmeye yetmese de bu uğurda yetiştirdiği Selahaddin Eyyubi, Kudüs’ü tekrardan fethedip 20 yıldır Halep’te bekletilen mimberi asıl yeri olan Kıble Mescidine koydu.

Mimberin hikayesi maalesef burada bitmiyor. 1969 yılında Avusturalyalı radikal bir Yahudinin mimberi ve Kıble Mescidini ateşe vermesi üzerine, yüzyıllardır tüm sanatsal ihtişamıyla insanları büyülen bu eser de yok oldu.

Mimberin kalıntıları bugün Mescid-i Aksa içerisindeki İslam Eserleri müzesinde görülebilmekte. Mimberini yitiren camide bir süre geçici bir mimber kullanılmış ve uzun uğraşlar sonrası yanan mimberin bire bir kopyası yapılarak 2007 yılında Kıble Mescidindeki eski yerine konulmuştur.

Bir Mihrap Bir Peygamber: Zekeriya Mihrabı

Hiç dikkat etmemiş olsak da dünyadaki mihrapların üzerinde genellikle aynı ayet yazmaktadır. “Zekeriya Meryem’in olduğu mihraba her girdiğinde…” mealindeki bu ayet, Mescid-i Aksa’da Hz. Meryem’in hamiliğini yapan Hz. Zekeriya’yı bizlere hatırlatmaktadır. İşte tam bu nedenle Kıble Mescidi’nin içine Hz.Zekeriya mihrabı inşa edilir ve bu mescide rengarenk görünümüyle güzel bir hava katar.

Kıblenin En Ucu: Ömer Mescidi

Kıble Mescidi’nin içerisinde yer alan ekseriyetle yaşlı ahalinin sakince kuran okumak için kullandığı bu şirin mescidin pencereleri, büyük tartışmalara neden olan arkeolojik alana bakmakta.

Mescidin en can alıcı kısmı hiç şüphesiz roma dönemi mitolojik hayvan motifleriyle kaplı sarmal sütunlarla yapılmış eşsiz mihrabıdır. Bir örneği daha olmayan bu mihrap, gereken ilgiyi maalesef yeterince üzerine çekemiyor.

Aksa’ya Açılan Bir Koridor: Kadim Mescit

Mescid-i Aksanın güney kısmı alçakta kaldığı için Herod tarafından zemin yükseltilmiş, Kıble Mescidi ve çevresinin yükseltisi Kubbetü’s Sahra’nın olduğu tepeye yakınlaştırılmıştır. Bundan dolayı yükseltilen alanın altında büyük ve geniş yeraltı alanları oluşmuştur.

Günümüzde mescid olarak kullanılsa da tarihi süreçte bu mekanların farklı amaçlarla kullanıldığı olmuştur.

Kıble Mescidi’nin giriş kapısının hemen önünde yer alan merdivenlerden inilerek girilen Kadim Mescit, Mescid-i Aksa’ya bitişik inşa edilmiş ancak günümüze ulaşmayan Emevi sarayından Mescid-i Aksa’ya geçiş olarak kullanılan bir koridordan ve birkaç küçük odacıktan oluşan bir düzene sahip. Bu odalardan biri kütüphane olarak hizmet verirken diğer odada ünlü bir kuyu vardır. Hz. Muhammed(s.a.v.)’in ‘Mescid-i Aksa’ya gidemeyen, oraya zeytinyağı göndersin emrinden sonra Mescid-i Aksa’yı aydınlatması için gönderilen Zeytinyağlarının bu kuyuda depolandığı söylenmektedir.

Bugün Kadim Mescid kız öğrencilerin hafızlık yapıp, dini ilimleri öğrendikleri bir kurs görevi görüyor. Mescidin dört bir yanına yayılan öğrenciler, camide haylazlık yapma peşinde koşsalar da eğitim hiç aksamıyor.

Mervan Mescidi ya da Süleyman’ın Ahırları

Yer altı mescitleri arasında en büyüğü ve en ihtişamlısı hiç şüphesiz Mervan Mescidi’dir. Kemerli revakları, onlarca sütunun cami içerisindeki düzenli dağılımı müthiş bir ambiyans oluşturmakta.

Eski dönemde Mescid-i Aksa’dan dışarıya doğru çıkış kapıları olan bu mekan, daha sonradan kapıların kapatılmasıyla Mescid-i Aksa’nın özel bir parçası olmuştur.

Haçlılar döneminde Süleyman’ın Ahırları olarak bilinen Mervan Mescidi, haçlıların atlarını bağladıkları bir ahır haline getirilmiştir. Bugün cami içerisindeki sütunlarda at bağlanılan oyuklar rahatlıkla görülebilmektedir. Müslümanların tekrardan Kudüs’ü fethetmesinden sonra mekanın bu işlevi ortadan kaldırılmıştır. Bir dönem depo olarak kullanılan yapı, ilerleyen yıllarda mescide çevrilmiştir.

Dikkat etmeyi unutmamanız gereken önemli bir husus var! Mervan Mescidi dahil yer altı mescitleri ikindi namazından sonra kapanmaktadır.

İsra’nın Son Durağı: Burak Mescidi

Mescid-i Aksa içerisindeki en küçük mescit olma özelliğine sahip bu yapı miraç hadisesinin ana duraklarından bir tanesini simgelemektedir.

İnanışa göre Hz. Muhammet(s.a.v.) Burak adlı bineğini Mescid-i Aksa’nın Batı duvarına bağlamış, Memlükler ise bu hadiseyi hatırlamak için Batı duvarının küçük bir bölümüne bu mescidi yapmışlardır.

Her zaman açık olmayan ve kapısında İsrail polislerinin nöbet tuttuğu bu mescide girmek için sabah saatleri tercih edilmelidir.

Bir Bekleyişin Nişanesi: Altın Kapı

144 dönümlük Mescid-i Aksa’nın bazısı kapalı bazısı açık birçok kapısı mevcuttur. Günümüzde açık olan kapılar mescidin Batı ve kuzey duvarlarında yer almakla birlikte, Mescid-i Aksa’nın güney ve doğu tarafında da bugün kapalı olan kapılar yer almaktadır. Bu kapıların en dikkat çekeni ise Altın Kapıdır.

Tahmin edeceğiniz üzere Mescid-i Aksa’nın en önemli kapısı olan Altın Kapı’nın Yahudi inancında mühim bir yeri mevcuttur. Söz konusu inanca göre Mesih yeryüzüne indiğinde Zeytindağından Mescid-i Aksa’nın olduğu Tapınak Tepesine doğru yönelecek, Altın Kapı’dan geçip, Muallak kayasının üzerinde Cennetin Krallığını ilan edecektir.

Ancak beklenen olmadan evvel, bu kapı Müslümanlarca güvenlik gerekçesiyle kapatılır, önüne de Babü’r rahme mezarlığı yapılır. Kapatılan Altın Kapı bir medrese gibi görev yapar. Hatta ünlü bilgin Gazali meşhur eseri İhya’nın bir kısmını burada yazmıştır. Uzun süre kapalı kalan Altın Kapı, uzun süren protestolar ve mücadeleler sonucu mescide çevrildi. Bugün mescid olarak hizmet vermeye devam etmektedir.

Medreselerin Şahı: Eşrefiye Medresesi

Bugun mescit ya da cami denildiğinde akla her ne kadar ibadet edilen bir mekan gelse de tarih boyunca camiler eğitim amacıyla da kullanılmıştır. İşte Mescid-i Aksa bunun en güzel örneklerinden bir tanesidir. Burada günümüze ulaşan on dört medrese vardır. Bu medreselerin de en güzeli hiç şüphesiz Memlük dönemi yapılarından biri olan Eşrefiye Medresesidir.

Memlük sanatının zirvelerinden olan bu medresenin özellikle giriş kapısındaki taş süslemeler görülmeye değerdir. Bugün bir kısmı kız lisesi olarak kullanılan bu medresenin bir kısmı da yazma eserler kütüphanesi olarak kullanılmaya devam etmektedir.

Taşın En Güzel Hali: Kayıtbay Sebili

Çeşme, sebilin ve şadırvanın birbirinden farkı nedir? diye sorulduğunda belki de çoğumuz bunun cevabını veremeyiz. Ancak bu ayrımı yapmak oldukça basittir.

Sebil, genelde bir kapı ile girişi olan, yazın soğuk kışın sıcak içeceklerin insanlara “fî sebilillah” yani Allah rızası için dağıtıldığı yapılardır. Çeşme, en basit anlatımıyla su akıtılan herhangi bir yapı iken, şadırvan genelde oturaklarla birlikte inşa edilen çok gözlü çeşme modelidir.

İşte Kayıtbay Sebili de Memlük dönemi yapılarından olup, II. Abdülhamit zamanında yenilenmiş, taştan imar edilmiş, kubbesi eşsiz bir sebil örneğidir.

Osmanlıların İlk Dokunuşu: Kasım Paşa Şadırvanı

Semaya en yakın mekan olan Mescid-i Aksa’da bir dikili taşı olsun diye kimler birbiriyle yarışmadı ki? Mardin de beyliğini kuran Artuk Bey’in mezarının Mescid-i Aksa’nın karşısında medfun olması, Kahramanmaraş merkezli Danişmendlerin inşa ettiği medrese, Selçukluların, Memlüklerin ve Osmanlıların yaptırdığı eserler Türklerin burayla olan bağını daha da kuvvetlendirmektedir.

Kasım Paşa Şadırvanı da İstanbul ile Kudüs’ü birbirine bağlayan eserlerden bir tanesidir. İstanbul’da Kasım Paşa semtine ismini veren Güzelce Kasım Paşa’nın inşa ettiği bu şadırvan aynı zamanda Osmanlı Devleti’nin Mescid-i Aksa’ya inşa ettiği ilk eserdir.

Peki, Osmanlı Devleti neden ilk eser olarak şadırvan yapmayı tercih etmiş diye soracak olursanız hemen izah edelim. Osmanlı’dan evvel burada hüküm sürenler Şafi mezhebindendir. Osmanlı Devleti ise Hanefi mezhebi hükümlerine göre hareket etmektedir. Şafilere göre duran sudan abdest almak caiz iken, Hanefi mezhebinde bu sakıncalı kabul edilmektedir. Bundan ötürü Osmanlı Devleti Kudüs’e hakim olunca hemen suyu akıtılan bir şadırvan inşa eder. İşte o tarihten bu yana ne zaman bu şadırvanda abdest alınsa akla muhakkak İstanbul gelir.

Minarelerin En Güzeli: Gavanime Minaresi

Dikkat edildiğinde hemen farkedileceği üzere Mescid-i Aksa’nın içerisindeki camilerde ve mescitlerde minare bulunmamaktadır. Ama bu Mescid-i Aksa’da hiç minare olmadığı anlamına gelmez.

144 dönüme yayılmış bu Mescid’in kuzey ve batı duvarlarına bitişik, mahallelerin olduğu alanlara yakın dört tane minaresi vardır. Bunlardan en uzunu ve güzeli hiç şüphesiz Gavanime minaresidir. Memlükler döneminden kalma bu minare, Hıristiyan inancına göre Hz.İsa’nın yargılandığı kaleye bitişik konumdadır.

Huzur ve sükunet bulmak isteyenlere sabah namazı sonrası, minarenin altına gidip kuş sesleriyle güneşin ilk ışıklarını beklemelerini öneriyoruz.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu